Güncel MANŞET

Mustafa Balbay: Yazılı Basın Ölmeyecek

25. Dönem İzmir 2. Bölge milletvekilli ve aynı zamanda bir gazeteci olan Mustafa Balbay’la gazetecilik mesleği üzerine kısa bir söyleşi gerçekleştirdik.

Türkiye’deki gazetecilik mesleği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’de ve dünyada gazeteciliğin bir çöken yanı var bir de yükselen yanı var. Çöken yanı; iktidarlar hem bizde hem de dünyada toplumu kendi etkileri altına alabilmek adına medyayı kendi etkileri altında tutmayı tercih ediyorlar. Ve kendi kontrollerinde bir medya yaratmak istiyorlar. Ancak her sorun beraberinde yeni fırsatlar getirir ve her sorunun içinde çözüm de vardır. Buradaki yıpranma yeni medya olanaklarını beraberinde getiriyor. Bu; dijital medya, internet medyası, sosyal medya dediğimiz kavramlar hem geleneksel gazeteciliğin biraz daha değişmesine hem de yaygınlaşmasına neden oluyor. Örneğin şu anda siz diyelim ki 10.000 takipçiniz varsa 10.000 tirajlı bir gazetesiniz. Bir konuda düşüncenizi alırsınız net bir ifade ile aktarırsınız. O 10.000 kişiden diyelim ki 50 tanesi onu retweet ettiğinde 50 yeni ya da onların ulaştığı kişilere ulaşmış oluyorsunuz. Bu yanıyla Türkiye’de ve dünyada gazetecilik kavramı çağla birlikte gelişmekte, kimi yanları erozyona uğramakta ama gazeteciliğin özü kalmakta. Şimdi yazılı basın kısmı ciddi sorunlar içeriyor.  İnsanlar örneğin; Cumhuriyeti alamıyorum ama yazarını okuyorum diyor. Nereden diye sorduğumda basıyorum düğmeye oradan okuyorum diyor. Ama belirli bilinçteki insanlar gazeteyi almayı tercih ediyorlar. Ben 1960 doğumluyum. Bizim kuşak daha çok dokunarak okuyan kuşak kağıda yani gazeteye dokunan kuşak. Biz dokunmadan yapamıyoruz yüzden de bizim kuşak devam ediyor. Dünya’da bu yazılı gazeteciliğin öleceğine ilişkin kimi düşünceler vardı. Bazı uluslararası yayın organları basılı aşamadan basılı bölümü kapattılar. Sadece sosyal medyada, internette ve bilgisayar da yer aldı. Ancak sonra baktılar ki yazılı basın ölmeyecek tekrar döndüler. Belki siz soracaksınız ama ben sormadan yanıtlamış olayım: Yazılı basın ölmeyecek. Piyasada yeni ekmekler çıkıyor. Zeytinli ekmek, cevizli ekmek, buğday ekmeği gibi… Ama klasik ekmek hala var, hala tercih ettiğimiz bir şey. Ben yazılı gazeteciliği klasik ekmeğe benzetiyorum.

‘Tarihi Bilmeden Bu Mesleğe Başlamayın’

Peki,  sizce bir gazeteci nasıl olmalıdır?

Gazeteci olunur mu? Gazeteci doğulur mu? Bu ikilemler, bizim mesleğimizin öteden beri tartıştığı önemli bir konudur. Şimdi şöyle düşünelim: Çok yetenekli bir atlet, antrenman yapmazsa yarışta başarılı olabilir mi? Olamaz. Bir başka ifadeyle; küçüklüğünde hastalıklar geçirmiş, bedeni çok kırılgan, çok çabuk solunum yolu hastalıklarına yakalanabilen bir kişi ne kadar antrenman yaparsa yapsın atlet olabilir mi? Olamaz. Demek ki bu işin yarısı doğuştan, yarısı sonradan. Yani eğitimle olabilen bir şey. Benim sevdiğim bir söz vardır; İnsanın kullanmadığı kası değişmez. Kullanmadığı duygular da değişmez, kullanmadığı yetenekleri de gelişmez. Gazetecilik özünde bir yetenek ister. Ama bu yetenekte geliştirilmeye muhtaçtır. Altyapısı ve bunun alfabesi nedir?  İyi bir Türkçedir, iyi bir tarih bilgisidir. Ben yeni kuşaklara ülkenizin tarihini bilmeden bu mesleğe başlamayın, diyorum. Türkçe bu işin tavlasıysa; tarihte deyim yerindeyse ağacıdır, çitidir, sınırlarıdır.

‘Gazetecilik, Rekabetin Acımasız Olduğu Bir Alan’

Son olarak, gazetecilik bölümünde okuyan öğrencilere tavsiyeleriniz nelerdir?

Türkiye’de iletişim fakültelerin sayısı 50’yi geçti. Belki daha fazladır. Türkiye de pek çok alanda olduğu gibi ihtiyaçtan daha fazla gazeteci yetişiyor. Ancak her alanda ne olursa olsun iyi eğitim almış kişiye ihtiyaç vardır. Ben Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi kaydımı yaptırdığımda 4.sınıf öğrencileri bizi karşıladı ve ilk cümleleri şu oldu: İşsizler ordusuna hoş geldin. Evet, doğru bende bu korkuyla üç sınıf okudum. Açıkta kalmamak için de son sınıfta gazetecilik yapmaya başladım. Ben böyle geliştirdim kendimi. Bittiğinde mesleğin bir aşamasına gelmiştim. Sonra devam ettim. Benim önerim: İletişim fakültesine başladığınızda gazeteciliğe başladığınızı da düşünün. Örneğin ben olsam; bir konferansı izlediniz. Konferansla ilgili bir izlenim yazarım. Koyarım kenara. Bakın gazeteciliğe başlıyorsunuz. Mutlaka bir yerden başlayın. Okul bitsin olmaz. Çünkü bizim gazeteciliğin dezavantajı şu: Bir tıp fakültesini bitiren kişi doktorum diyebilir. Hukuk fakültesini bitiren bir kişi hukukçuyum diyebilir. Mühendislik fakültesini bitiren kişi mühendisim diyebilir. Ama iletişim fakültesini bitiren kişi bir gazetede değilse gazeteciyim demesi biraz havada kalıyor. Çünkü hemen nerede diye soruyorlar.  İkinci dezavantajı ise; siz iletişim fakültesini bitirip doktor olamazsınız. İletişim fakültesini bitirip avukat olamazsınız. Hukuk fakültesini bitirmeniz, doktor için de tıp fakültesini bitirmeniz gerekir. Ama oralardan mezun olanlar gazeteci olabilir. Benim meslek büyüğüm ve çok saygı duyduğum 2015 yılında kaybettiğimiz Cüneyt Arcayürek Tıp Fakültesi beşten terk. Çok saygı duyduğum Uğur Mumcu Hukuk Fakültesi mezunu. Bugün saygı duyduğum Ali Sirmen Hukuk Fakültesi mezunu. Yani gazetecilik mesleğinin ikinci dezavantajı da bu. Biz başkalarının mesleğini yapamıyoruz ama herkes bizim mesleği yapabiliyor.  Rekabetin çok acımasız olduğu bir alan. Bunu unutmadan bu alana girmek gerekiyor. Örneğin; Bülent Ecevit gazetecidir. Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanı olmuştur. Altan Öymen gazeteci kökenlidir. O da Cumhuriyet Halk Partisinin genel başkanlığını üstlenmiştir. Dünyanın en sevdiğim edebiyatçılarından Gabriel Garcia Marquez gazetecidir. Bu mesleği iyi yapanlar beraberinde edebiyatın değişik alanlarıyla ilgilenebilir.

Haber: İlker Polat