Güncel Kültür-Yaşam MANŞET Yerel Yönetim

Konya Milletvekili Abdüllatif Şener’le Kısa Bir Söyleşi

Fotoğraf: Mahammad Niyazov

Bir dönem Devlet Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı olmak üzere Adalet ve Kalkınma Partisinde (AKP) başkan yardımcılığı yapmış olan şimdilerde ise Cumhuriyet Halk Partisi Konya Milletvekilliği görevini üstlenen  Abdüllatif Şener  ile siyaset ve gündeme dair konuştuk.

Siyasete başlama sebebiniz nedir? Ve bu süreç nasıl gerçekleşti?

Açıkçası zor bir soru sordunuz. Ben siyaseti fazla sevmezdim. Üniversite de hocaydım. Hocalık döneminde de önemli sıkıntılarımız vardı. Asistanlık olsun doçentlik olsun; bu dönemde Hacettepe’deyken Refah Partisinden yoğun olarak baskı yaptılar aday olmam için. Sonunda bende daha fazla dayanamayıp,  peki olalım dedim. Aday olduk ve girdik meclise. 16 yıl aralıksız siyaset hayatım devam etti. 11 yıl kadar ara verdim. Bu seferde CHP’den teklif geldi. Böylece 5.döneme başlamış olduk.

Adalet Ve Kalkınma Partisi’nden ayrılma süreciniz nasıl gelişti?

İşte 2001 de önce Refah Partisi daha sonra  Fazilet Partisi kapatılınca o dönemin milletvekillerinde bir boşluk oldu. Bir kısmı AKP kuruluşun da yer aldı. Bir kısmı da Saadet Partisinin kuruluşunda. Ve partiyi kurduk. Partinin programını ben yazdım. İlk teşkilattan sorumlu genel başkan yardımcısıydım. İlk hükümette ise 5 yıl başbakan yardımcılığı yaptım. Hükümette bulunduğum sürede Tayyip Erdoğan’ın iyi huyunu görmediğim için bu adam insanın başını belaya sokar, bunun yanında çok fazla durmamak lazım dedim. 2007 seçimlerinde aday olmadım ve böylece bırakmış oldum.

Fotoğraf: Mahammad Niyazov

Cumhuriyet Halk Partisi’ne(CHP) davet edilme süreciniz nasıl gelişti?

Daha önceki seçimlerde zaman zaman İstanbul belediye başkanlığı, zaman zaman Cumhurbaşkanlığı adaylığında ismim geçiyordu. 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de CHP’nin adayı Şener mi? diye tartışmalar vardı. Daha sonra bu   24 Haziran seçimlerinde de aday adayları arasında  benim de ismim geçiyordu. Ama bildiğiniz gibi son anda parti içi bir aday olması partide uygun görüldü. Ve Muharrem İnce aday oldu. Cumhurbaşkanı adayı belli olduktan sonra milletvekili adayları ile ilgili çalışmalar vardı. Genel merkezden parti kurmaylarından biri, ismini vermeme gerek yok. Genel başkan adına adaylık teklifinde bulundu. Bunun üzerine bende kabul ettim. Konya’da milletvekili adayı olduk ve seçimi aldık geldik.

“Meclis Çoğunluğu İktidar Partisinde Olduğu Sürece Hükümet Aleyhinde Herhangi bir Sonuç Elde Etmek Mümkün Değil”

Plan ve bütçe komisyonunda olduğunuzu biliyoruz. Devlete ait bazı kurumlara verilen bütçeler de bir süre ülke gündemine oturmuştu. Bu verilen bütçelerin kullanım alanları sizce kontrol ediliyor mu?

Bütçeleri biliyorsunuz Sayıştay denetler. Devletin harcamalarını ve gelirlerini denetleyen bir birimdir. Yani bağımsız bir niteliği de vardır, Sayıştay’ın. Sayıştay her yıl bütçeyi inceler ve gelecek bir yılın bütçesi mecliste görüşülürken önceki yıl bütçesi hakkında da uygunluk bildirimini verir meclise. O Sayıştay raporları üzerinden denetlenmiş olur. Ama meclis çoğunluğu iktidar partisinde olduğu sürece yanlış yapılan, hukuka aykırı yapılan harcamalardan dolayı hükümet aleyhinde herhangi bir sonuç elde edebilmek mümkün değil. Ama meclis dengeleri el verdiği takdirde Bakanlar Kurulu da Cumhurbaşkanı da soruşturulabilir. Ancak 16 Nisan tarihli anayasayı değiştiren referandum sonrasında Türkiye’de rejim değişmiştir. Buna göre Cumhurbaşkanından veya Bakanlardan hesap sorabilmek için meclisten soruşturma önerisini geçirerek anayasa mahkemesinde yargılanmalarını sağlayabilmek için 400 oya ihtiyaç var. Mecliste muhalefetin veya hesap soran milletvekili sayısının 400 bulmadığı takdirde maalesef soruşturma önergesi de verilememektedir. Bakanlar hakkında Gen soru verme yetkisi de yok meclisin bildiğiniz üzere. Dolayısıyla tek denetim mekanizması olarak soruşturma önergesi gözüküyor ve bunun içinde 400 milletvekili sayısını bulmak gerekiyor. Şu anda da MHP ve AKP birlikte hareket ettiği için maalesef yanlışlar sorgulanamıyor.

Fotoğraf: Mahammad Niyazov

“Seçimi Kazanmak İsteyen Bir Parti Mutlaka Başka Bir Partiyle İttifak İhtiyacı Duyar”

 

Peki , AKP ve MHP ittifakı için ne düşünüyorsunuz? Ve aynı zaman da millet ittifakına Bahçeli’nin “zillet” ittifakı söylemi hakkındaki fikriniz nedir?

Hükümeti kurabilmek iktidar olabilmek %50 den fazla oy almaya bağlandı artık. Eskiden çoğunluk partisi; milletvekillerinden yarısından fazlasını kazanan parti doğrudan doğruya hükümeti kurardı. Yarıdan fazlasını alamamışsa bir partiyle anlaşmaya çalışırdı. Koalisyon kurardı. Şimdi ise Cumhurbaşkanı seçimi var. Cumhurbaşkanı tek başına hükümettir yeni düzene göre. Cumhurbaşkanının seçilebilmesi de %50.1 oy almaya bağlandı. İlk turda çok sayıda aday çıksa, hiçbiri %50’yi aşamasa bile en fazla oyu alan iki aday ikinci tur seçime giriyor. İkinci turda ister istemez biri %50 barajını aşmış oluyor. Dolayısıyla hükümet olmanın iktidar olmanın sınırı yükseldi. Böyle olunca ister istemez hükümeti almak isteyen veya Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak isteyen bir parti mutlaka başka bir partiyle ittifak ihtiyacı duyuyor. Bu 24 Haziran öncesinde ki bu ittifaklar bu ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. Ve Milliyetçi Hareket Partisinin oylarıyla birlikte bu seçimde Tayyip Erdoğan %50’yi aşmak sureti ile Cumhurbaşkanı olmuştur. Aslında daha önce ittifaklarla ilgili bir kanun çıkmıştı. Fakat bu konun belediye seçimlerinde ittifakı öngörmüyordu. Ama buna rağmen daha sonra yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ön hazırlık olması bakımından da bu ittifakları dağıtmadan ve belli ittifak kombinasyonlarını canlı tutmak suretiyle de seçimlere girme alışkanlığı devam ediyor. Öyle bildiğiniz gibi millet ittifakı ortaya çıktı. 24 Haziran seçimlerinde olduğu gibi Bahçeli ile Erdoğan anlaştılar. Ve belediye seçimlerine de ittifakla gireceklerini söylediler. Buna karşılık da Cumhuriyet Halk Partisi ve İyi Parti bir araya gelerek ittifak yaptı. Şimdi birtakım siyasetçilerin diğer taraf hakkında söylediği sözleri propaganda kastı ile kullandığı cümleleri çok ağırlıklı bir sözmüş gibi değerlendirmemek lazım. Seçimi almak için karşı tarafa bir şey söyleyecek. Yani bu söylediği söz vatandaşın kalbine, duygularına, aklına hitap ederse etkili olur. Yok sadece yalın bir cümle olur da hiç kimse de bir çağrışım yapmazsa etkili olmaz. O yüzden o “zillet ittifakı” dediğiniz şeyde öyle bir şey.  Ne demek zillet ittifakı?  Neyi tanımlıyor? Niye cumhur ittifakı zillet ittifakı olmuyor da millet ittifakı niye zillet ittifakı oluyor? Bunun bir mantığı yok. Ne rasyonel akla uygun bir izah tarzı var nede insanların gönlüne hitap edecek bir cümle bu. Bence zayıf bir eleştiri. Zayıf bir propaganda cümlesi olarak görülmeli.

Fotoğraf: Mahammad Niyazov

“Somut Gerçeklikler Kırılmalara Yol Açsa Bile Halkı Doğru Bilgilendirmek Temel Prensiptir”

 

Son olarak  bir gazeteci olarak gazetecilik bölümü okuyan öğrencilere meslek hayatlarında tavsiyeleriniz nelerdir?

Şimdi tabi gazetecilik mesleği son derece önemli. Hatta basın 5. Kuvvet olarak kabul edilir. Biliyorsunuz ki erkler ayrılığı anayasanın temel kurallarından biridir. Ama bence artık erkler ayrılığı diye bir şey kalmamıştır. Yasama, yürütme, yargı hepsi tek kuvvete bağlı hale gelmiştir. Bu nedenle de Türkiye’nin ben artık demokratik bir ülke olduğunu düşünmüyorum. Hatta basın bile o tek Erk’in hakimiyetine girmiştir. Büyük çoğunluğu itibari ile. Basının görevi halkın doğru bilgilenme hakkını korumaktır. Yani halkın olaylar hakkında olup bitenler hakkında doğru bilgilenmesini sağlamaktır. Ama çoğu kez bizim basında gördüğümüz  ya birinin bir basın kuruluşunu ele geçirmesi nedeniyle ya da  hükümetten bir takım menfaat beklentileri nedeniyle basın mensupları zaman zaman özgür iradeleriyle halkı doğru bilgilendirme kaygısı taşımaksızın yayın yapıyorlar. Olup biten hadiseleri gerçeklere aykırı bir biçimde yayınlıyorlar. Toplumu yanıltmak için çaba harcıyorlar. Yani  umut ederim ki bu mesleği kabul eden bu mesleği benimseyen bu meslekte faaliyet sürdüren, herkesin halkın doğru bilgilenme hakkına saygı göstermesidir. Bende daha öğrencilik safhasında aklınızın bir ucunda halkı doğru bilgilendirmek ifadesinin yer almasını isterim. Daha sonra karşılaştığınız somut gerçeklikler kırılmalara yol açsa bile ilkesel olarak halkı doğru bilgilendirmek temel prensiptir. Doktorların Hipokrat Yemini gibi basın mensuplarının da basın mensubu kararlılığı olması lazım. Basın mensubu olmanın gereklerine saygı duyulması gerektiğini düşünüyorum. Bu anlamda genç ve idealist tüm gazetecilik öğrencilerine bunu tavsiye ederim.

Haber: Ali Bestami Hoşgören