Eğitim Fakülteden Haberler Güncel MANŞET

İstanbul Şehir Üniversitesi Rektörüyle Söyleşi

Fotoğraf: Sevgi Ağdaş

27. İletişim Fakültesi Dekanlar Konseyi (İLDEK) toplantısı bu yıl Giresun Üniversitesi Tirebolu İletişim Fakültesinde gerçekleştirildi. Yapılan toplantıda İstanbul Şehir Üniversitesi Rektörü ve aynı zamanda İletişim Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Peyami Çelikcan ile söyleşi gerçekleştirdik.

“Toplumu Tanımanın En İyi Yolu Eşik Ritüellerine Bakmak”

Sizi özellikle kültür alanında belgesel çekmeye yönelten nedir?

Kültür, hayatın temeli. Kişisel ilgi alanlarım içerisinde de tarih, kültür, toplum önemli bir yer oluşturuyor. Dolayısıyla bir iletişimci olarak bize hep hayatı sorgulamak; insanı, toplumu, doğayı tanımak için çaba göstermek ve bunun içinde de eleştirel düşünmek öğretildi. Bende bir iletişimci olarak içinde yaşadığım toplumun kültürünü, tarihini, medeniyetini, yaşama biçimini, ritüellerini keşfetmek, anlamak için bir çaba gösterdim. Yaptığım çalışmaların birçoğunu filmler aracılığıyla paylaşmayı tercih ettim. Tabi yazdıklarım da var. Ama ağırlıklı olarak belgesel filmler üzerinden yorumlamayı tercih ettim. Böylelikle daha fazla kişiye ulaşmak gibi özel tercihim oldu. Mesela son yapmış olduğum çalışmalardan; doğum, düğün, ölüm gelenekleri üzerine olan ‘Anadolu’nun Renkleri’ belgeseli var. Orada herkesin bildiği birtakım ritüelleri bütün eşiklerde uygularız. Neden bir bebek doğduğu zaman ilk kırk gün çok önemlidir? Neden kutsanır ya da koruma altına alınır? Buna ilişkin birçok insan ritüel geliştirmiştir. Dolayısıyla bütün bunlarla eşik ritüelleri şekilleniyor. Ama şunu görüyoruz ki orada yapılanlarla burada yapılanlar özü itibariyle aynı şeyler.

Zaman zaman şu veya bu nedenlerle farklılıklar üzerine çok söylemler geliştiriyoruz. Etnik kimlik farklılıkları, dinsel kimlik farklılıkları başka farklılıklar üzerine çok odaklanıyoruz. Fakat bu enerjimizin bir kısmını aslında ortaklıklar üzerine yoğunlaştırırsak çok daha mutlu olacağız. Çünkü ortak o kadar paydamız var ki şimdi bir toplumun kültürünü yakından tanımanın en iyi yollarından birisi bu eşik ritüellerine bakmak. Eşik ritüelleri ortaklıklar taşıyorsa o kültür birbirine çok yakın demektir. Dolayısıyla ben bu çalışmayı yaparken bunu vurgulamaya çalıştım. Farklılıklardan çok ortaklıklar üzerine odaklanmalıyız ki toplumsal barışı sağlayabilelim. Ayrılık ararsanız bulursunuz. Ama ortaklıklar temelinde bir anlayışınız olursa o zaman bu ritüeller içerisinden o kadar çok malzeme çıkıyor ki karşınıza farklılıkların çok da anlamı kalmıyor. Bu bakımdan bu tür çalışmaları önemsiyorum.

Fotoğraf: Sevgi Ağdaş

“Bir Kavram Bir Kararla Gündemden Kalkmaz”  

Yükseköğretim Kurulu(YÖK) tarafından toplumsal cinsiyet kavramının kaldırılması gündemdeydi. Bu konu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?      

Bir kavram bir kararla gündemden kalkmaz. Toplumda bu kavramlara ihtiyaç varsa o kavramlar yaşamaya devam ederler. Biz akademisyenlerin bir görevi kavramsallaştırmaktır. Toplumsal konuları, sorunları analiz edip ondan sonra da bunları izah edebilecek kavramlar ortaya çıkartabilmektir. Toplumsal cinsiyet kavramı da bunlardan bir tanesi. Bu nedenle bu kavram ortadan kalkmaz. Buna ilişkin yaklaşımlar meselesi tartışma konusu oluşturuyor. Toplumsal cinsiyet konuları özellikle Türkiye’de 1980’lerden sonra çok gündeme gelen ve akademik dünyada da bir çok araştırmanın çıktığı bir dönem olmuştur. Günümüze kadar da bu araştırmalar devam etmiştir. Özellikle feminist çalışmalar çerçevesinde yürütülen bir takım tezler, araştırma konuları bunların odak noktasını oluşturdu. Çünkü 1980’lerden sonra Türkiye’de siyasi konjektür ancak bu çerçevedeki tutumlara imkan verdi. Örneğin; siyasi anlamda pek çok kısıt söz konusu olduğu için daha sorunsuz bir alan olarak; kadın kimliğine ilişkin konuların medyada daha kolay yer bulması ve işçi sınıfı sorunlarının yerine kadın sorunlarının yer alması o dönemin siyasal konularına uygun oldu. Çalışmalar bu alanda yoğunlaştıkça da belli alanda akademik çalışmaların odağını belirlemiş oldu. Dünyada gelişmesi ise; cinsel kimlikler üzerinden insanlar kendilerini ifade etme içerisine girdikçe kadın haklarının yasalarla temin altına alınması yolunda verilen mücadelelerle kadın bilinci kimliği yolundaki hak arayışları, bu yoldaki mücadelelerle toplumsal cinsiyet alanındaki çalışmalar orada da çok güçlendi. Bizdeki bu çalışmalar da oranın bir yansıması.

İletişim fakültelerindeki staj yönetmeliği hakkındaki düşünceleriniz neler? Sizce zorunlu mu olmalı? İsteğe bağlı mı olmalı?

Bugüne kadar birçok fakülte bunu gönüllü olarak uyguladı. Bu da herhangi bir soruna neden olmuyordu. Çünkü sayılar az ve imkanlar sınırlıydı. Zorunlu yapılması durumunda bunun yönetilmesi zor oluyordu. Staj zorunlu ya da gönüllü olsun önemli değil. Bir iletişim öğrencisi için vazgeçilmez bir şey. Zorunlu değilse de değil. Zorunlu olmaması yapılmayacağı anlamına gelmiyor. Bu durumu öğrenciye bırakıyoruz. Öğrenci de bunu yapmak zorunda.

Bu tartışmanın alevlenmesinin nedeni zorunlu stajla gönüllü staj arasında şöyle bir fark ortaya çıktı: Bir kaç yıl önce mevzuat değişikliği yapıldı. Stajyerlerin de sigortası olması zorunlu hale geldi. Bu durumda da bu sigorta bedelini kim ödeyecek? meselesi otaya çıktı. Dolayısıyla da iş yerleri böyle bir şeyi kabullenmediği için öğrencilerin üniversitesi ödesin gibi bir çözüm üretildi. Böyle olunca üniversiteler de staj zorunlu değilse o zaman sigortayı ben ödemek zorunda değilim dedi. Sonuç olarak zorunlu gönüllü meselesi ciddi ciddi tartışılmaya başlandı.

Fotoğraf:Sevgi Ağdaş

Üç Etken Vardır: Entelektüellik Düzeyi, Teknik Beceriler ve Artistlik

İletişim mezunlarından beklentileriniz nelerdir? Mezun olduktan sonra hangi çalışma alanlarında bulunabilirler?

Sizden beklentiler yüksek. Mezuniyetten sonra hayatın nasıl akacağı, neye evrileceğiniz, hangi yolda yürüyeceğiniz gibi soru işaretleri biraz içinde bulunduğunuz koşullarla ve size sunulan fırsatlarla biraz da kısmetinizle belirlenecek. Ama öğrencilerin en büyük sorumluluğu bu öğrencilik yıllarını en iyi şekilde değerlendirmeleridir.

Mesela ilk olarak entelektüel düzeyini en iyi noktaya getirmesi lazım. Çok okuması ve çok araştırması lazım ki iyi bir entelektüel olabilsin. Öğrencilik yıllarında temel alanlarda iyi bir formasyona sahip olmalı. Sosyoloji bilmeli, siyaset bilmeli ve bunlara ilişkin temel literatüre hakim olması gerekli. Bir diğer önemli husus ise dil becerisidir. En az bir dili rahat kullanabilecek düzeyde olması bir iletişimciye mezuniyetten sonra çok farklı imkanlar sunabilir.

İkinci ana etken teknik becerilerdir. Bu konuda çok iyi olmak lazım. Günümüz koşullarında bu dijital çağda zaten bu temel eğitimi almayan insanlar bile kamera kullanıyor. Dijitalleşme sonrasında özellikle yeni medyanın gelişmesinden sonra sürekli bir içerik üretimi gerektirdi. Bunun bir kısmını kullanıcının kendisi üretiyor. Bir kısmında da roller ve içerik formatları değişiyor. Bundan dolayı bu fırsatları iyi değerlendirenlerde kendilerine alan buluyorlar.

Sonuncusu ise artistlik. Biz ne yaparsak yapalım mutlaka bir sanat boyutu vardır. Mesela ben belgesel üretiyorum. Belgesel üretmek gördüğünü olduğu gibi çekip paylaşmak değil. Gerçeğin yaratıcı bir şekilde yorumudur. Bu şu demek: Bir iletişim öğrencisi aynı zamanda sanattan da haberdar olmak zorunda. Bir sanat zevki olmak zorunda. Bütün bunları verimli bir şekilde üniversite yıllarında değerlendirirlerse  mezun oldukları zaman nüfus edebilecekleri alanlar daha fazla olur.

 

Fotoğraf: Sevgi Ağdaş

Haber: Rukiye Özmen/ Eda Seçginli