Fakülteden Haberler MANŞET Üniversiteden Haberler

Giresun Üniversitesinden Kadınların Güçlendirilmesi Paneli

Fotoğraf: Ezgi Türe

Giresun Üniversitesi UNESCO Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi ve Kadınların Güçlendirilmesi Kürsüsü tarafından düzenlenen “Kadına Karşı Şiddet Sorular, Sorunlar, Çözüm Önerileri”  paneli 22 Kasım 2018 tarihinde Mehmet Akif Ersoy Konferans salonunda gerçekleştirildi.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşıyla başlayan panele, Giresun Valisi Harun Sarıfakıoğulları, Giresun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cevdet Coşkun, GRÜ Akademik ve idari personeli ile  öğrenciler de katıldı.

Fotoğraf: Ezgi Türe

Açılış konuşmasını yapan kürsü başkanı Prof. Dr. Hülya Uğur Tanrıöver; “ ‘25 Kasım Kadınlara Karşı Şiddetle Mücadele ve Uluslararası Günü’ kapsamında UNESCO Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi ve Kadınların Güçlendirilmesi Kürsüsü 2016 yılında Giresun Üniversitesinde kuruldu. Bir hususu hatırlatmak istiyorum. UNESCO Kürsüsü üniversitelerde çok zorlu bir süreç sonucunda seçilerek kuruluyor. Baktığımız zaman Türkiye’de toplamda çok farklı konularda 12 UNESCO kürsüsü var. Bunlardan yalnızca iki tanesi toplumsal cinsiyet eşitliği alanındadır. Biri koç Üniversitesi diğeri ise Giresun Üniversitesidir. 2016’dan beri bu çalışmalara da devam ediyoruz” ifadeleriyle kürsünün öneminden bahsederek mikrofonu Giresun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cevdet Coşkun’a bıraktı.

Fotoğraf: Ezgi Türe

Coşkun, şiddetin güç ve baskı uygulayarak insanların bedensel ve ruhsal acıdan zarar gördüğü her türlü davranış biçimi için kullanılan bir kavram olduğunu belirterek; “Ne yazık ki şiddet bugün hala dünyada. Özellikle kadına olan şiddet ciddi bir artış içerisinde. Şiddetin sayısal büyüklüğünü tespit etmek kolay değil. Ancak kamuoyuna mal olmuş sayısal verilerden buna ilişkin tespitler üretebiliyoruz. Her üç kadından biri fiziksel veya ruhsal şiddete maruz kaldığını itiraf ediyor. Kadına şiddetin en uç noktası kadın cinayetleri. Bugün tüm dünyada üzülerek şahit olduğumuz bir olgu. Sadece 2017 yılında Türkiye’de 400’ü aşkın kadın cinayetleri işlenmiş. Ve 300’den fazla kadında cinsel şiddete maruz kalmış. Bunlar bir şekilde kamuoyuna paylaşılmış bilgiler.” konularına dikkat çekti. Programın devamında İstanbul Okan Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve aynı zamanda Hukukçu olan Selin Nakıpoğlu, ‘Kadına ve Çocuğa Yönelik Şiddetle Mücadelede Hukuki Düzenlemeler’ başlığı altında bilgilendirmelerde bulundu.

Fotoğraf: Ezgi Türe

“Şiddet Sadece Fiziki Şiddetten İbaret Değildir”

Nakıpoğlu; “Şiddet, bir kişiyi veya grubu korkutmak, sindirmek ve istemedikleri bir şeyi yaptırmak için güç ve baskı kullanarak bedensel veya ruhsal açıdan zarar görmesine neden davranışlardır. Şiddet sadece fiziki şiddetten ibaret değildir. Sosyal ve ekonomik şiddette vardır. En fazla gördüğümüz şiddet türlerinden biri de ekonomik şiddettir. ” hususlarına değinerek çocuğa yönelik şiddet davalarından da kısaca bahsetti. Şiddet davalarında özellikle çocukla sanığın aynı ortamda bulunmaması gerektiğinin altını çizerek Adalet Bakanlığı tarafından  cinsel istismara maruz kalmış çocukların ifadelerinin alınması, delillerin toplanmasıyla ilgili şunları söyledi: “Çok fazla çocuğa yönelik şiddet davalarına girdiğim için diyorum. Çocuğun bir kere ifadesi alındıysa görüntülü ve sesli o ifadenin tekrar heyet huzurunda alınması zorunluluğu yoktur ve hakimin taktirine bırakılır. Çocuğun ifadesini görüntülü ve sesli olarak kaydederek CD’ye aktarıyoruz. Çok takıldıkları bir nokta varsa çocuğu avukatla beraber getiriyoruz. Ama sanıkla aynı salonda olmamak koşuluyla. Bunun için de gerekirse adli celse açılıyor.”

Fotoğraf: Ezgi Türe

“Kanunlar Benim İhtiyacıma Cevap Veriyor”

Ayrıca medyada yetersiz olarak gösterilen kanunların şiddete uğramış, maruz kalmış kadınları yıprattığını  ve çaresiz psikolojiye yönelttiğini söyleyen Nakipoğlu;  “Benim kanunlarım tabii ki mükemmel değil. Ama benim ihtiyacıma gayet iyi cevap veriyor. TCK’da ceza kanunda on yıl diyorsa ama sen infazla, iyi halle, beyefendi demekle tabiri caizse kuşa çevirip iki yıla indirirsen kanun ne yapsın. O yüzden bizim uygulamalarımızda bir problem yok. 6284 sayılı yasa da zaten çok fazla ülkeden önce bizim mevzuatımıza girdi. 2012’den beri böyle bir yasamız var. Gayet de iyi uyguluyoruz. Haklarımızı bilmemiz gerekiyor. Bu kanuna aykırı yayın yapan medya organlarını da şiddetle kınıyorum.”   konularına da değinerek sözü Giresun Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağılığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Güliz Özgen Hergül’e bıraktı.

Fotoğraf: Ezgi Türe

Hergül, “Kadınlarda Şiddetin Yol Açtığı Travmalar” adlı konuşmasında kadına yönelik şiddetin  yol açtığı gerçek sorunlardan bahsetti. Travmanın bireyin bedensel bütünlüğünde zedelenme ağır bir etki yarattığı olaylara verilen genel bir adın olduğunu dile getirerek;  uyum bozukluğu, akut stres bozukluğu, Post stres bozukuğu, konveksiyon bozukluk ve dissosiyatif gibi travma türleri hakkında çıkarımlarda bulunarak,  Tirebolu İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hülya Uğur Tanrıöver’e   konuyu  devretti.

Tanrıöver “Haberlerden Dizilere Medyada Kadına Yönelik Şiddetin Temsili” başlıklı sunumuna; “Biz şiddeti her gün görüyoruz. Bizim bugün buradaki amacımız gözü morarmış, saçı yolunmuş, yarasının üstüne yara bandı konmuş kadınlardan söz etmek değil. Kadının ayağa kalkacağı, bu alanda mücadele edeceği konulardan söz etmektir” diyerek başladı. Haberlerde dilin ve görselin aktarımıyla ilgili, haberin kurgulanmış bir gerçek olduğunun üzerinde önemle durdu.

“Basın Şiddetin Pornografisini Yapıyor”
Haber başlıkları ve metinlerinde kullanılan söylemlerin şiddeti meşrulaştırdığını ve bilinçaltında etki
yarattığını aktaran Tanrıöver;  “Birkaç örnek vermek istiyorum. Mesela Nazilli’de Kıskançlık Krizi başlıklı haber. Diyeceksiniz ki ne var bunda. Kıskançlık cinayeti demekle cinayetin bir nedeni var o da kıskançlık. Yani haklı tahrik. Haber başlığına bakar mısınız? Kıskanç. Öyle bir şey yok. Katil diyeceksiniz. Gazetecilik bir görev olabilir. Ama bu haberi böyle bir manşetle vermeyin. Haberlerde görsel kullanımında çok önemli. Medya da şortlu kadın, başörtülü kadın yazılıyor. Kadının bir ismi ve mesleği vardır ve canları ne isterse onu giyerler. Basın şiddetin pornografisini yapıyor. Kan reva içinde kalmış yüzler, patlayan gözler. Ağlayan ve acı çeken kadın yüzleri. Dolayısıyla bunlarda şiddeti gözümüze sokuyor. “ dedi. Ayrıca dizilere dair de söylemlerde bulundu.

Panelin sonlarına doğru Giresun Üniversitesi Tirebolu İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Günseli Bayraktutan “Yeni Medya Dolayımlı Şiddet” konulu konuşmasını yaptı.

“Kadın Kimliğiyle Oynayan Oyuncular Taciz Ediliyor”
Bayraktutan,  dijital oyunlarda yapay zekalarla etkileşim içerisinde olunduğunu, önemli meselelerden birinin de cinsiyet değişimi ve bu platformlarda çoğu çalışmaların kadın kimliği ile oynayan oyuncuları taciz ettiklerini vurgulayarak ; “Çoklu medya söz konusu. Hipermetinsellik var, bağlar arasında dolaşabiliyoruz. Biz artık içerik üretebiliyoruz. Dolaysıyla neden şiddet karşıtı bir oyun üretmeyelim? Bunu karşılayacak yeterde gücümüz var. Oyun içinde kendimizi yeniden var ediyoruz. Yeni Medyanın yapısal özellikleri bizim o platformda örneğin yüz yüze işlere yönelik sorumluluklarımızı unutturabiliyor. Örneğin telefondan sürekli takip edilmek, taciz edilmek, gözetim altında tutulmak şiddetin önemli türlerinden birisi. Denetleme ve kontrol etmeyi aslında biz sıkça kullanıyoruz. Mesela ebeveynler çocuklarını denetliyor. Neredesin? Fotoğraf gönder  gibi kanıtlama istiyor. Fotoğrafların gizli çekilmesi bütün bu dijital ortamların çok kolay yapılmasını sağlıyor. Tabii ki yeni medya kültürü de yanında getiriyor. Kadın örgülerinin her birinde dijital şiddete yönelik farkındalık var. Bunlara her yerden ulaşabilirsiniz. Peki kadınlar bunlardan nasıl etkileniyor? Kişisel güvenlik ya da duygusal çatışma nedeniyle bütün bu platformlardan geri çekilmek ve terk etmek önemli sonuçlardan birisi. Kadınların sadece telefon kullanması bile şiddet görmesinin yeterli nedenler olarak algılanıyor. Raporlama şikayet gibi süreçler çokça istenmiyor.Çünkü kadınlar bu platformlara güven duymuyorlar. Çeşitli mekanizmalara bilgi verdikleri için hemen çözüleceğini düşünmüyorlar. Elbette çevrimiçi kadınlar daha çok şiddete maruz kalıyorlar. Kadın yazarlar, politikacıların sosyal medya hesaplarına baktığımız zaman şiddete maruz kaldıklarını görüyoruz. Sosyal medya hesapları bir çeşit istismar alanı. Sosyal medyayı bu anlamada dikkatli kullanmak gerekiyor.”dedi.

Panel, Cevdet Coşkun’un panelistlere teşekkür belgelerini takdim etmesiyle son buldu.