Güncel Kültür-Yaşam MANŞET

Feyza Altun: Erkekler Kendilerini Her Şeyden Üstün Sanmayı Bırakmalılar

Fotoğraf: Feyza Altun

Geçmişten günümüze kadar olan süreçte kadınların sürekli olarak sömürüldüğünü; tacize uğradığını, öldürüldüğünü, haklarının ellerinden alındığını biliyoruz. 2019 yılında da durum ne yazık ki pek farklı değil. Biz de kadın sorunlarına dikkat çekmek için Avukat Feyza Altun’la bir söyleşi gerçekleştirdik.

Feminizm; evrensel olarak kadın – erkek eşitliğini savunmak olsa da Türkiye’de oluşan algı sonucu “erkek düşmanlığı” olarak görülüyor. Bu oluşan algı hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu algı nasıl yok edilebilir?

Bu algıyı,  kasıtlı ve sistematik olarak kadın düşmanlığı yapanlar oluşturmuştur. Eşitliğin önüne bir şekilde engel koymak ya da feminizmin içini boşaltmak için oluşturulmuş bir algı olduğunu düşünüyorum. Ön yargısız bakmak ve biraz okumak algıyı kırmak için yeterli. Biraz açık olmak gerekiyor. Feminizmin kadın düşmanlığı olduğunu ısrarla söyleyenleri,  Ekrem İmamoğlu’nun ne söylemek istediğini ısrarla dinlemek istemeyen esnafın durumuna benzetiyorum. Teşbihte hata olmaz. Bu şekilde örnekleyebilirim.

Türkiye’de kadın hareketlerini yeterli buluyor musunuz?

Tabi ki. Benim tezim Türkiye’deki kadın hareketi üzerine zaten. Aktivist kadınlar bugüne kadar birçok kazanım elde ettiler. Tüm baskılara, direnişe ve dirence rağmen yılmadan devam eden, ses çıkaran ve başkaldıran bir kadın hareketi var. Asla kadın hareketi yetersiz denilemez.

Kadının bilinçlenmesi ve sahip olması gereken hakları kazanabilmesi için neler yapılmalı?

Önce erkekler egolarını, ön yargılarını ve kendilerini her şeyden üstün sanmayı bırakmalılar. Kadınlar zaten bilinçli ve bunun için çabada gösteriyorlar. Bunun karşısında;  erkek bir hukuk, erkek bir iktidar ve erkek bir sistem var. Kadınların bilinçlenmesini üstten bir bakış olarak görüyorum. Çünkü kadınlar bilinçli zaten. Kadınlar bir şeyle mücadele ediyorlar ve bir dirençle karşılaşıyorlar. Özellikle son 17 yıldır sistematik bir kadın düşmanlığıyla karşılaşıyorlar. Mesele kadının bilinçlenmesi meselesi değil. Mesele kadının erkeğin karşısında; erkeğin ona vermek istemediği iktidara ve güce sahip olmak için verdiği savaşı daha da kuvvetlendirmesi.

Fotoğraf: Ali Bestami Hoşgören

“Her Şeyden Önce Söylemin Değişmesi Gerekiyor”

Cinsel istismar ve tecavüz suçu işleyen kişilere verilen cezaları, caydırıcı hale getirmek için ne gibi adımlar atılmalı?

Burada zaten akademik bir tartışma var. Bizim kanunumuzda cezalar zaten çok fazla. Ama indirimlerde çok fazla olduğu için kuş kadar kalıyor. Asmak, kesmek, insanları cezaevine sokup bir daha çıkarmamak… Görüyoruz ki bunlar bir şeyi değiştirmiyor. Yine aynı suçlar bir şekilde işlenmeye devam ediyor. Toplumsal bir dönüşüm ve biraz dikey bir çalışmada gerekiyor bunun için. Söylemin değiştirilmesi; siyasetçilerin, siyasi kurumların bunu aklamaması, korumaması, insanların bunun karşısında dışlanacağını ve kayıtsız şartsız ceza alacağını bilmesi etkili olacaktır. Çünkü dünyada şeriatla yönetilen ülkelere baktığınızda;  tecavüzün cezası idam ama hala tecavüz suçu var. Yani bu toplumsal dönüşüm gerektiriyor. Örtbas etmeden buna kökten bir çözüm gerekiyor. Yoksa tabii ki indirimlerin yapılmaması da bunu azaltacak bir etken olmakla birlikte her şeyden evvel söylemin değişmesi gerekiyor.

“İnsan Bedeni Üzerinden Verilen Cezalar İlkeldir”

İdam sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben idama karşıyım. İnsan bedeni üzerinden ceza verilmesi hiçbir şeyin sonucu değildir.. İdam geldiğinde bütün istismarcılar ve tecavüzcüler ortadan silinmeyecek. Ya da pamuk gibi bir ülke olmayacağız. İdam, aksine siyaseten kullanılacak. O urganın başkalarının boynuna geçeceğini düşünüyorum. Bunları da geçelim. İnsan bedeni üzerinden verilen cezalar ilkeldir. Yaşadığımız yüzyılda, insan hakları odaklı düzenlemeler yapılmalıdır. Cezaların amacı; cezalandırıcı olmaktır ve rehabilite edici olmaktır. Siz insanları kazandırmalısınız. Ya da insanları o suçları işlemeden evvel, suç işlemeyecek noktaya getirmeniz gerekiyor. Yani muhasır medeniyetler seviyesine biz ancak bu şekilde ulaşırız. Yoksa hepsini cezaevine atalım, asalım, cezalar verelim… Görüyorsunuz bu şekilde hiç bir şey değişmiyor.

Fotoğraf: Ali Bestami Hoşgören

“O Hakimin İhraç Edilmesi Gerekiyor”

Yakın zamanda gerçekleşen bir duruşmada; bir hakimin, kadın avukatın etek boyuna karışması olayını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kabul edilemez bir durum. O hakimin ihraç edilmesi gerekiyor. Etek boyuna karışması, kadın avukatı kürsü önüne çıkarmaya çalışması ve sonrasında fotoğrafını çekmeye çalışması hadsizlik. Başka bir şey değil. Zaten bunun ne kadar tehlikeli olduğunu herkes görmüş olacak ki Adalet Bakanı bile çıktı bir söylemde bulundu. Ben asla samimi bulmasam da… Çünkü bunun sonucu çok farklı tartışmalara gideceği için biz artık bu ülkede şunu kabul etmek zorundayız: Kılık, kıyafet, din, ibadet ve vicdan özgürlüğünde herkes birbirine saygı duymak zorunda ve bu çift taraflı olmak zorunda. Sadece bir tarafın ağlamasıyla olmuyor bu iş. Şunu gördük ki bu tür bir özgürlüğe, herhangi bir darbe gelme ihtimali bile insanlarda tepki oluşturuyor. Yani kabul edilebilecek bir şey değil. O hakimin sürülmesi, yer değiştirme cezası ya da kınama cezası verilmesi hafif kalır. Bence ihraç edilmesi gerekiyor.

Aydınlatılamamış bir “cinayet” davası olan Şule Çet davası hala sürmekte. Bu yaşanılan süreçle alakalı değerlendirmeleriniz nelerdir?

Şule Çet davası artık aydınlatılmamış değil. Bence her şey açık. Bilirkişi raporları açık. Oradaki failler ne derse desin. Şule Çet’in camdan aşağı atıldığı belli. Ben o faillerin ceza alacaklarını da düşünüyorum. Şule’nin arkadaşları da çok iyi bir kamuoyu yarattılar. Güzel, toplumsal bir desteği arkalarına aldılar. Ama işte onlar bunu yaptıkları için bu sonuca varılmamalıydı. Yani o olayda, o kızın intihar etmediğini yargı kendiliğinden anlayıp bu sonuca varması gerekirken; sadece kamuoyu baskısı yüzünden bunun yapılması bir noktada acı verici. Örneğin; Feray Şahin dosyası var. Feray Şahin’in katili polis olduğu için beş sene ceza aldı ve bir buçuk sene yattı. Sonra çıktı. Şu anda dolaşıyor ortalıkta. Fakat o kız şu an toprağın altında. O zaman onunla ilgili böyle bir kamuoyu yaratılamadı. Mesela o cinayet aydınlatılamamış bir cinayet. Şimdi yargıtaydan dönmesini bekliyoruz. Bu ülkede kadın cinayetlerine, istismarlarına ya da herhangi bir konuyla ilgili yargının gereken tepkiyi vermesi için binlerce insanın tepki göstermesi gerekmiyor. Yargı kendiliğinden olması gerekeni yapmalı. Ama ben Şule Çet davasının aydınlatılamamış bir dava olduğunu düşünmüyorum. Ayan ve beyan her şey ortada.

Peki, Nevin Yıldırım?

Nevin Yıldırım olayını da saptırarak ‘Öyle değilmiş, böyleymiş” diyerek bütün köyün ahlakçı beyanlarıyla beraber sosyal medyada da yine kadın düşmanlığı yapıldığını gördük. Ama o kadın açık bir şekilde ‘Hiç bir şeyi gönül rızamla yaşamadım’ dedi. Kaldı ki bir kadın gönül rızasıyla bir erkekle ilişki yaşayabilir. Devamında bu şantaj ve tehditle yaşamaya zorlandığı anda aynı suç tekrar oluşur. Bütün bunlar bize şunu gösteriyor: Hala ne kadar kadın düşmanlığı yapıldığını ve ölmemek için bir köyde;  namusunun lekelenmemesi uğruna çabalayan bir kadının yapmış olduğu bir eylem, indirim dahi almadı. Erkeklerin, ‘Benim erkeklik gururuma dokundu” diyerek işledikleri cinayetlere gani gani indirimler verilirken bu kadına indirim verilmemiş olması da benim gözümde yargının aynı erkek adaleti üzerinden devam ettiğini ve bunun değişmesi gerektiğini gösteriyor.

Fotoğraf: Ali Bestami Hoşgören

“Sistem Sorununu Çözmeden Kadının Haklarını Almak, Kadını Güçsüzleştirecektir”

Son olarak ‘Nafaka’ tartışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Süresiz nafakanın kaldırılması ve erkekler mağdur oluyor’ söylemi bir uydurma. Tamamen yine kadın düşmanlığının beslendiği, kadınların ne hali varsa görsün denildiği bir söylenti. Bize mağdur olan erkekler ile ilgili istatistik bir rapor çıkarın. Bu erkekler nerede mağdur oluyor? Bunu tartışalım.  Ama böyle bir şey yok. Kadın evleniyor, çocuk doğuruyor, çalışmıyor. Ya da kocası diyor ki, ‘Evde otur, ben size bakarım’. Kadının hayatının gerisini düşünmüyorsun. Çoğunun okumasına izin verilmiyor, evlendiriliyor. Bunlar boşanıyorlar ve sonra deniliyor ki ‘Nafaka da verilmesin’. Bence zaten nafaka konusunda da ciddi bir sistem değişikliği var. Eğer sen nafakayı kaldıracaksan, işsizlik fonu gibi bu kadını kalkındıracak bir sistemin olmalı. Mesela iş bulma kurumlarında boşanmış kadınlara öncelik tanıyacaksın. Yoksa nasıl geçinecek bu kadın? Çocuğa kim bakacak? Erkekler, ‘Ben çocuğa veririm parasını’ diyor. Ne veriyorsun? 600 lira veriyorsun. 600 lirayla nereye geçindiriyorsun? Devlet okulunda, kreşinde aylık 2 bin lira masrafı oluyor çocukların. Erkekler, ‘elimin kiri, benim tuzum da kuru, ben yeniden evlendim, karım mağdur’ diyebiliyorlar. Bu konuya sinirlenebiliyorum işte. Belki biraz daha akademik yaklaşamıyorum bu nedenle. Çünkü çok üstenci bakış bu. O zaman sen evlenirken düşüneceksin: ‘Ben bu kadını aldatmayacağım’ diyeceksin. ‘Şimdilik evleneyim sonra bakarım. Benim kölem olsun. Evde benim hizmetimi görsün’ demeyeceksin. Sen bunları düşüneceksin. Sen bu kadına, ‘Çalışma ben sana bakarım’ demeyeceksin. Eğer maddi gücün yoksa ‘Çocuk yap rızkı ile gelir’ demeyeceksin. İnsanlar hiçbir şeyi etraflıca düşünmüyorlar. Bu arada şunu da samimice söyleyeyim: Gerçekten hepimiz biliyoruz ki insanlar yoksulluk sınırının altında yaşıyorlar ve iş bulamıyorlar. Ben erkek kardeşlerimizin de işsizlik sorununu ve geçinememe sorununu asla göz ardı etmiyorum. Şimdi benimde erkek müvekkillerim var. Nafaka ödemesi gerekiyor. İşleri olmadığını, işten çıkartıldıklarını söylüyorlar. Şimdi hukukçu olarak eşit teraziye koyup değerlendirmeye çalıştığım zaman, bu tarafı anlıyorum. Samimi olan erkekleri… Yani,  ‘İşim yok. Olsa elbette ödeyeceğim ama ödeyemiyorum’ diyenleri. Böyle bir sistem, işsizlik ve yoksulluk sorunu varken; bunları çözmeden kadının hakkını elinden almak, kadınları güçsüzleştirecektir. Her hakkı kötüye kullanan birileri vardır. Bu hakkı kötüye kullanan 100 bin kişi için 35 milyon kadının hakkı elinden alınamaz. Bunları tartmak zorundayız. Bunun adaletsiz olduğu düşünülüyorsa ve daha adil bir sistem getirmek istiyorsak biz sistem sorununu kökünden çözmek zorundayız.

Ne yapılmalı?

Kadın ve erkeğe öncelikli olarak eşit eğitim ve iş fırsatı vermelisiniz. Evlilik dengesi içerisinde eşitlik sağlanmalı. Bunu dile, kültüre, evin içerisine sokmalısınız ki sonrasında ‘Kadınlar çok konformist. Bak nafaka almak için çalışmıyor” diyeceksiniz. Kadınlar iki katı iş bulamıyor. Yani boşansa bekar bir kadına işveren diyor ki ‘Sen şimdi yeniden evlenirsin, çocuk yaparsın’ diyerek almıyor işe. Emin olun kadınların çoğu nafaka bile almak istemiyor. Çünkü boşandığı adamın hiçbir şeyine tamah etmek istemiyor. Hep ‘Başkası ile yaşıyor ve bu parayı alıyor’ deniliyor. Zaten kanunda bu madde var. Nafakanın kaldırılması müessesesi var. Davayı açarsınız; dedikleriniz doğruysa hakim ya nafakayı kaldırır ya da nafakayı azaltır. Bizde böyle davalar açıyoruz. Yani bunları yapabilirler. Ama inanın insanlar çocuklarının parasını ödemek istemiyorlar. Annesi baksın, annesinin sorunu diyorlar. Servisle mi gidecek? Kitap mı alacak? Ya da genç üniversite öğrencisi arkadaşlarıyla kahve mi içecek? Düşünmüyorlar. Yani, biraz genelleme olacak belki ama erkekler boşandıktan sonra hepsinden elini eteğini çekiyor. Çocukta, kadında umurunda değil. Bu anlamda bunu herkes eğri oturup doğru konuşsun. Asla ve asla ben süresiz nafakanın bu şartlar altında kalkmasına karşıyım. Ayrıca şu da bir kriter değil: Az evli kaldıysa, az verilsin. Siz bilemezsiniz. Öyle bir ortamda ve ailededir ki bu kadının boşanmış olması ile tırnak içinde söylüyorum: “Dul” oluyor olması bir daha evlenmesine engel olabilir. Dışlanmasına neden olabilir. Kadınlar bu sebepten öldürülüyor. İşte bu kadın, bu sıkıntıları hayatı boyunca çekecek olabilir. Bunu kimse bilemez. Önce kadınlar için gerçek anlamda ve fiili anlamda eşitlik sağlansın. Daha sonra biz bunları tartışacak zemin oluştuğunda tartışalım.

Haber: Şefik Durdu